Kayıtlar

#gümüşhacıköy etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

AMASYA MİSKET ELMASI-1

Resim
                           -Her gıda, kıymetli madenlerden daha değerlidir, elmalar kırmızı mücevherlerden daha değerlidir-   Bahsedeceğim elma, memleketim Amasya’nın adıyla bilinen çok meşhur bir elmadır. Çarşıda, pazarda, manavda, marketlerin meyve bölümünde çok güzel elmalar görürüm. Elmayı evvelden beri çok sevdiğimden en alımsız elmalar bile bana hem dalında hem de satış noktalarında hep alımlı gelir, alımlı diye satın aldığım bu elmalardan bazıları evde bir iki gün içinde kepekleniverir ve bir pekmez tadı verir. Böyle olmuş, kızarmış, kepekli elmayı yemektense dalında ham elmayı hep tercih ederim.  Elmanın sirkesini de severim, pekmezini sevmem, aslında hiçbir meyvenin pekmezini sevmem. Pekmez bana çok tatlı gelir, bayıverir.     Elma öyle mi, hele de Amasya misket elmasını yemek. Amasya elmasının hiç kepeklendiğini görmedim, çürür de kepeklenmez . Eğer toplanırken yaralanmamışsa ser...

ALIÇ DAĞINDAN GELİR EŞEĞİNİN HEYBESİ HEP DOLU GELİR

Resim
  Son güze doğru güneşli günler gelir, bu sıcaklar sanki kuşburnuları, alıçları, çördükleri, ahlatları olgunlaştırmak içindir. Gerçi, çördükler, ahlatlar kırağı ister, bunların olgunlaşmasına daha vardır. Yine de güz bereketi başlamıştır, coğrafyada. Şimdi, memleket dağlarında taa toplayıcı toplumdan kalma bir toplama eylemi telaşı kurulmuştur.  Bu güneşli havalarda, bir toplama eylemi kurulur, bu işi bilen epeyi insan vardır oralarda. Yaşadığı coğrafyayı tüm ayrıntılarına kadar ancak orman köylükleri bilir, ova köylükleri yalnız kendi tarla, bahçe ve baharları pancar topladığı bir iki mevkii bilir, belki bir de günlüğe falan gittiyse oraları bilir. Orman köylükleri öyle değildir, kendi bahçesini, tarlasını, yaylasını, odun ve kozak toplamak için en az birkaç koruyu, mevsimine göre, kızılcaları, armutları olmuş ağaçları, fındıkların barındığı kuz dereleri; yağışlardan sonra pancarın, yemliğin hasını; mantarın daha değerlilerinden, yeryaranı, güveni, kuzu göbeğini; tarla işleri...

Gümüşhacıköy Köseler Köyü-3-

Resim
Köseler'de Gürleyik-2 O coğrafyada ailelerin vazgeçilmez yardımcısı bir eşek, yolun kıyısındaki yeşillik alanda yayılıyor. Eşeği yolun kıyısına örüklemişler. Eşeğin örüğü, yolun öbür geçesine geçmiş. Yaklaşınca çalışanlara kornayla bir selam iletiyoruz. Tarladakiler çalışmayı bırakarak selamımızı alıp arabamızdan tarafa bakıyorlar. Örüklü kara eşek de çayırdan başını kaldırıp bize bakıyor. Fiğ tarlasının karşılarında bir haşhaş tarlası. Haşhaşlar iyice kabuklanmış. Bazıları da kurumak üzere. Haşhaşların kelleleri irice. Tütünlükler de var oralarda. “Vay be!” deyip tütün tarlasını gösteriyorum. “Burada her şey olur: nohut, mercimek, yulaf, fig, arpa, buğday, mısır, hatta ayçiçeği bile..” diyor Hamza Pehlivan. Biraz daha gidip yolun bitimine yakın bir yerde arabamızı durdurup iniyoruz. “Nerede Gürleyik, geldik mi?” diyorum. Hamza Pehlivan: “Şu önümüzdeki dere: Yağlıpınarındere. Geçenlerde Çallovlu’nun Albay’ın motur şuradan devrilmiş. İyi ki ölen mölen olmamış. Moturu süren ...

Gümüşhacıköy Köseler Köyü-2-

Resim
Köseler Köyünde Gürleyik Geçen kış babamla annem Çaycuma’ya yanımıza gelmişlerdi. Köseler kitabı çalışması için onlara Köseler’i anlattırıyor, ben de notlar alıyordum. Köseler’in dağlarını, tepelerini, derelerini anlatırlarken Odalıkaya’nın, İn Deresi’nin, Gürleyik’in ilginç yerler olduklarını hissettirecek biçimde masalsı bir anlatımda bulunuyorlardı. Bu anlatım bende “Gürleyik’i görmeliyim,” fikrini bir tutkuya dönüştürmüştü, çünkü İn Deresi ve Odalıkaya’yı çocukluğumda görmüştüm ve oraları hayal meyal hatırlıyordum. Gürleyik’i görmeliydim. 12 Temmuz 2007’nin ikindi saatlerinde Kozakçı tarafı gezisinden hemen sonra Hamza Akbaş(Pehlivan) ve Maman’ın Sadık ile Köprübaşı’ndan hareket edip Ekinalağan yoluna düştüğümüzde batı yönünden güneş otomobilimizin ön camına vuruyordu. Dik, küçük taşlı ve birkaç keskin virajlı, dar toprak yolda zar zor yürüyen arabamızın çekişten düşmesini önlemek için klimayı çalıştırmıyorduk. Hava sıcaktı. Biz arabanın içinde durmadan terliyor ve ter...

Senli Yazılar-1-

Resim
 KÖSELER'DE BİR ÇEMBERDİR HAYAT Göçmez, tarlada tırpan dişer yığının gölgesinde Tezek ne kadar yaylacı bir söz Baltalar teslim edilirken yaz bahara Keşenlerin tozu, tozdan arkadaşlarla bildik bayırlarda kalmış hep Kırıldı kağnının mazusu bile Namlı öküzlerin boyunduruğu moturun garajında asılı Mühendislikte mi okuyordunuz o yığını taşırken harmana Hayaliniz taş duvarların önünden geçerken bastonları ile bir bir Taçları bin yürek sızısı ile bölüşülmüş Küçük gelinin evinde ceviz sanduklarda üç etekleri, bind allıları Orak harman armutlarının kokusu evleri almış hala Yayladan gelir, eşeğinin heybesi hep dolu Şimdi ceviz karası, ellerin kınası Sabahları cevizler yuvarlanır yamaçlardan İki cebim onardan yirmi ceviz alır Bu köyde hangi çocuk matematiği sevmez Birazdan karlı dağların belinde aluç dağları Arpalıklardaki işgalci evlerin uzağında bacası tüten gerçek evler... Kuşattıkça kış Masallar ocakbaşlarıyla gölgelenir Bacadan girer kahramanın biri/ Kapıyı kapatır...

Köseler Köyü Şiiri

Resim
Evvel zaman içinde ne taylar büyümüş. Zehir gibi bir kış kıyamet Köseler Dağlarında ılkı. Koyun kuzu, meşakkatli, mazlum. Saman kıtlığında çığır tepip gökçe dermiş babamgil.   Köseler Dağlarında güz yellerine çoban ateşi aydevekleri.  Çobanlık etmiş köylülerim Bir zamanlar yaylaya çıkmış bacı kardaş. Kuşburnuna, pancara, aluca, öncek kuşanmış annemgil. Şimdi savruluyor evler Şimdi göçe konu evler. Şimdi Köseler’de özlemler.   Çaycuma, Mayıs 2007, Seyfettin Ceylan