SİVAS İLİ YILDIZELİ İLÇESİ NALLI KÖYÜ YAZILARI-1 Köy, başlı başına bir varlık. Yöresinden aldığı kendine özgü üretim etkinliklerini coğrafyasında sürdürdükçe bu varlık da sürüyor. Köyler adı ile tarih yazıyor ve geleceğe de adı ile kalıyor, tabi kamu otoriteleri tarafından gereksiz yere adları değiştirilmediği sürece. Köyün, yerleşmenin adı değiştiğinde yazılı kayıtlarda köyün adının izini sürmek eski adı bilinmiyorsa zorlaşıyor ve karmaşa ortaya çıkıyor. 1838 kayıtlarında da Nallı olarak geçen köyün sözlü anlatılara göre, köyün sınırları içinde eskiden yerleşmeler olduğu, bu yerleşmelerin bir mevkii adında kaldığı ileri sürülmekte. Nallı köyünün Nallı adından önce ne olduğu bilinememekte. Köyde, Ziyaret, Ören, Kaledüzü, Bakacak, Mahya, Alınpınarı, bir ören yeri olduğu sanılan Kızıloluk, Kıtlıkyurdu, Tuztaşı, yine ören yeri olduğu ileri sürülen Çatak, Ağsu-Aksu içme suyu kaynağı olan, uzaklarda, yukarılarda, 1530 kayıtlarında geçen Çakraz köyüyle, belki de 1530 kayıtlarında ...
BURHANİYE GÜZ YAZILARI BURHANİYE'NİN TAHTACILAR, YABANCILAR, SARILAR VE HACIBOZLAR TARAFLARI-1- Cevdet'le birlikte gidip Nizamettin Korkmaz'ı, yaz boyunca akşamları sulanan ve havanın durumuna göre çimlerinin ıslaklığı öğlene kadar devam eden Barış Manço Parkının nemli, ıssız bahçesindeki genç çınarın altında bulup alıyoruz. Bu pazar da bu tarafın köylerinden birkaçına gideceğiz. Düzlükte Zeytinarasına Doğru Burhaniye'nin yanaşık düzen mahallelerinden Yeni Mahallesinden zeytinle, çamla, bademle, çayır çimenle, tekir tepelerle, yeşil belenlerle doğal peyzajlı ve genelde tek kat evleri ile eklentileri bol ve avlulu evlerden kurulu, seyrek düzen mahallelerden oluşan Şarköy'den geçip hiçbirimizin görmediği Hacıbozlar köyüne gitmeyi aklımıza koyuyoruz, o tarafları göreceğiz, Burhaniye'nin en uzak köyü oluşu ile hiç tanıdığımızın olmaması da bu köye başka bir anlam katıyor ve bir fıstık çamı uğraşısını biliyoruz buranın. Fakat dağ köylerin samimiliğine de...
(Bozkırın Aynasından Oraların Güz Renklerini Alıp Cumhuriyet'in 100. Yılına Veriyoruz) Yarımca'nın yamaçlarına yeni açılmış, az virajlı ve düzgün yoldan çıkıyoruz, bir süre sonra yolun iki tarafı sık meşe ormanlarıyla ilerliyor, meşeler o kadar yüksek boylu değil, yola yakın düz, yatak yerlerde açılmış küçük parçalardan ibaret yayla tarlaları. Tarlalar sürülmüş, orman toprağı kadar kara ve kuvvetli duruyor, bu toprak, tırmandığımız güney yamaçların beyaz, benekli, boz, çıplak yamaçlarının rengine hiç benzemiyor, buralarda meşelikler toprağı, toprak meşelikleri besliyor. Dağın üzeri dalgalı bir meşe denizi, sağa sola ilerleyip gidiyor göz alabildiğine. Tüm küçük tepelerin, tüm küçük yamaçların, tüm yatak yerlerin üzerine gelen mevsimle bir kahvelik, bir karışık sarılık, bir hafif kızıllık, bir güz kızıllığı, sol tarafımızdaki yamaçların az bir yerine bir ikindi güneşi sağ tarafımızdaki yamaçların çok yerine bir buğulu, belki biraz ılık ekim ayının cansız güneşinin aydınlığıyla...
Yorumlar
Yorum Gönder